Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |
www.ahmetkayafan.com

Ahmet Kaya Fan

2 tane "yeni" etiketli yazı bulundu "yeni" tagli diger ogeler resimler , videolar

Ahmet Kaya Neden Öldürüldü?

Kardeş Türküler o meşhur Urfa türküsü , Karaüzüm Habbesi'ni seslendiriyordu Türkçe'yle Kürtçe'yi kardeş kılan yorumuyla . Yanlış mı görüyorum, dedim kendime.

Gözlerime de kulaklarıma da inanamadım bir an. Türkü, klibiyle TRT 1 ekranında karşımızdaydı.

18 ocak cuma gecesi TRT 1'de Kürt sorunu, programının adına uygun olarak Enine Boyuna ele alındı. Siyaset analizcilerinin, stratejistlerin "ağır" çözümlemelerine, tezlerine bir başka örnekleme babında Kardeş Türküler'in seslendirdiği Kara Üzüm Habbesi eşlik ediyordu.

Ne var bunda, demeyin. Adeta kapalı devre yayın yapan resmi devlet televizyonundan söz ediyoruz. Orada geleneksel ve resmi devlet politikalarının yanlışlığından, hatalı olabileceğinden, travmalardan, utançtan falan söz ediliyor. "Resmî kanarlarda pek rastlamadığımız şeyler konuşuluyor, yapılıyor. Bırakın böylesi düşünceleri, sözleri, Kardeş Türküler'i de görmezsiniz, göremezsiniz orada.

Yeni ve önemli bir adım TRT'nin yaptığı.

Çünkü, Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu olarak yola çıkan grup, ilk albümüyle özdeşleşmiş, Kardeş Türküler adını almıştı. Bundan 10 yıl önce yayımlanan ikinci albümleri Doğunun tanıtımı için oradaki parçalardan Kara Üzüm Habbesi'ne klip çekilmişti. Ortada hiçbir yasak, engel olmamasına karşın, bedeli mukabili - yani parasıyla klip yayımlayan TV kanalları, Kardeş Türküler'i ve kllbini kabul etmemişti.

Resmî politikanın, söylemin görünen, bilinenin ötesinde böyle bir etkisi var: "Neme lazım, başımıza iş almayalım" kaygısıdır resmî politikanın fiili gücü, kudreti.

O nedenledir ki, Kardeş Türküler'in parasıyla bile yayımlanamayan kllbi TRT ekranında karşıma çıkınca başlıktaki soru çakıldı zihnime: Ahmet Kaya'yı diriltebilir miyiz? Dahası, neden binlerce Kürt, binlerce Türk, dil ve kimlik kavgasında can verdi?

Anımsanacağı üzere Ahmet Kaya, hazırladığı albümde Kürtçe parçaya yer vereceğini ve bu ülkede onu yayınlayacak onurlu TV'cilerin olduğuna inandığını söyleyince, kızılca kıyamet kopmuştu. 10 Şubat 1999'da bir TV kanalından canlı olarak yayımlanman Magazin Gazetecileri Derneği ödül Töreni, yukarıdaki açıklama nedeniyle bir bakıma Ahmet Kaya'nın final gecesi oldu. Oradaki linç girişimi, devamında medyanın resmî politikayı da aşan infaz hamleleriyle sürdü. Kaya, canını dışarı attı. Paris'te sürgünde öldü, 16 Kasım 2000'de.

Ve 2000 yılında özel TV kanallarında bile kabul görmeyen Kardeş Türküler'in klibi, 2008'de TRT ekranında. Nice bedellerden sonra!

O bedeli en ağır ödeyenlerden biri Rahmi Saltuk. Albümünde, konserlerinde Kürtçe türkülere yer veren ilk sanatçı odur. Bu eylemi görünür ve görünmez, fiili yasaklarla neredeyse sanat hayatına mal olmuştur Saltuk'un.

Bırakın muhalif sesleri, Özal'lı yıllarda adeta yarı-resmi devlet sanatçısı konumuna gelen, Turgut özal'la babaoğul ilişkisi içindeki İbrahim Tatlıses de nasibini almıştır Kürtçe korkusundan.

Kaldı ki, Kardeş Türküler'in kliplendirdiği Kara Üzüm Habbesi, bir aralar İbo Şov'un jenerik müziğiydi. Tabii, Türkçe versiyonuyla. Sözünü ettiğim bedel ödeyicilerle Kürtçe, üçbeş yıl öncesinde artık "şov"un olmazsa olmazları arasına girdi. Tatlıses geri duracak değil ya, "Kürtçe söylemezsem, dilim şişer" dedi ve Aralık 2003'te ekrandan, canlı yayında - yine bir özel kanalda- türküsünü oktıyuverdi Kürtçe. "Biz ilk adımı attık, memleket bölünmedi, onun yanına öteki ayağın da gelmesi gerekiyor şimdi" dedi. Yine kıyamet koptu.

Kısacası, çok alametler belirdi, çoook.

Unutuyordum, TRT ekranından Kürtçe'yle Türkçe kardeş kardeş seslenirken, aynı gece, en popüler özel kanallardan birinin en popüler dizisi, ana-oğulun Kürtçe telefon konuşmasıyla süsleniyordu.

Ahmet Kaya'yı diriltebilir misiniz peki?

Sahi, Hrant niye öldürüldü bir yıl önce?

Zeki Coşkun
20.01.2008 / Taraf Gazetesi

Ahmet Kaya'yı Linç Etmek

Malatya’da yaşanan vahşetin, Adapazarı’nda iki işçinin Ahmet Kaya tişörtü giydikleri için saldırıya uğramalarının, iki yıl önce Trabzon’daki linç girişiminin nedenlerini hiç düşündünüz mü? Böyle olayların yaşanmasına olanak sağlayan ortam nasıl oluşuyor?

Topluluklar için bazı temel değerler vardır, Bu değerler bu toplulukların hayatını oldukça derinden etkiliyor ve hayatlarına yön veriyor. Bu topluluğa ait insanlara kim oldukları sorulduğunda öncelikle bu değerlerle ifade ediyorlar kendilerini. Fakat nedense bu bireylerin büyük çoğunluğu bu değerlerinin doğruluğunu sorgulamayı hiç akla getirmiyor. Eğer bu değerler doğruysa; evrensel olması, yani zaman dilimine, coğrafyaya göre değişiklik göstermemesi gerekmez mi?

Üzerinde yaşadığımız bu topraklarda özellikle iki değer öne çıkıyor: Din ve milliyet. İnsanımız kendini ifade etmek için öncelikle bu iki değeri kullanıyor. Müslüman ve Türk olmak çok önemli toplumumuz için. Bu iki özelliğe sahip olmayanlar hemen ikinci plana itiliveriyor. Hatta o kadar ikinci plana itiliyorlar ki, onlara yapılan her türlü saldırı toplumun belli kesimi tarafından haklı bulunuyor. Hrant Dink suikastı veya yurdun dört bir yanından gelen linç haberleri bunun en çarpıcı örnekleri. Temel değerlerin evrenselliğini sorgulamak gerektiğini vurgulayalım bir daha.

Peki, bizim temel değerlerimiz evrensel midir? Hayır. Her iki değerimiz de coğrafyaya göre değişiyor. Eğer bugün bu değerleri sorgusuz kabul eden kişiler çok değil, 100 km. daha ‘batı’da (Yunanistan) veya ‘doğu’da (Ermenistan) doğsalardı bugün ne yazık ki iki değere de sahip olamayacaklardı. Dolayısıyla Türkler dışındaki milletlere düşman olarak bakanlar, acaba o milliyetlerden birisine ait olarak dünyaya gelselerdi ne olacaktı? O zaman da Türklere mi düşman olacaklardı?

Aynı durum din için de geçerli. Bugün Müslüman olan biri başka bir toplumda dünyaya gelseydi belki de azılı bir İslam düşmanı olacaktı. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, temel değerler olarak ortaya çıkan her iki değerin de bireyler tarafından özgürce seçilmiş olmayışı. Yani bireyler, bu değerlere belli bir sorgulama süreci sonunda ulaşmıyor. Doğduklarında TC kimlik numarası gibi bu değerler de kişilere zerk ediliyor. Bu değerlere sahip olmaları tamamen şanstan ibaret oluyor. Kendilerine bunlar senin değerlerin deniliyor ve kimse de bunu sorgulamıyor. Peki, temel değerlerin tamamen şansa bağlı belirlenmesi doğru mu? Elbette hayır. İnsanların, hayatlarına yön veren değerli sorgulayarak bulması, bunların evrensel olmasına dikkat etmesi gerekmez mi?

Şimdi olaya başka pencereden bakalım. Dünyada birçok toplum için de aslında bu durum geçerli. Yani din ve milliyetçilik temel değerler olarak ortaya çıkıyor. Bizdeki kadar yoğun olmasa da bu gerçeklik yadsınamaz. Demek ki onların temel değerleri için de aynı durum söz konusu. İnsanlar, doğdukları coğrafyaya göre belli değerlere sahip oluyor ve buna göre yaşıyor. Bu durumda dünya halklarının kendine temel değer olarak belirlediği değerler hiç de evrensel değil.Ve bugün dünyada yaşanan problemlerin temel nedeni de bu. Topluluklar kendilerine evrensel olmayan değerler benimsemiş. Değerler evrensel olmadıkları için de, iletişime geçen topluluklar mecburen çatışıyor. Hâlbuki enternasyonalizmi ve işçi sınıfının emekçilerin tüm dünyada ortak çıkarları olduğu gerçeğini temel değer olarak benimsemek, çatışmanın yönünü de değiştirecektir. Bu makbul bir çatışmadır, bir avuç sömürücüye karşı insanlığın kurtuluşu çatışmasıdır.

Nazım Baki
Red Dergisi, temmuz sayısı